Jodorowsky’s Dune

Yeni Dune uyarlamasını beklerken, Jodorowsky’nin 46 yıl önce yarım kalan hayalini yeniden ziyaret ediyoruz.
15 August 2020 | 
Jodorowsky's Dune

Denis Villeneuve geçtiğimiz yılın mart ayında Dune çekimlerine başladığında, öncelikle kitabın hayranları için heyecanlı bir geri sayım başlamıştı, yönetmenin son başarılı işi ve kısa sürede başyapıt olarak adlandırılan filmi Blade Runner 2049’u referans alan birçok bilim kurgu meraklısı ve sinemasever için de, Dune projesinin açıklandığı ilk günden bu yana yüksek bir beklenti ve heyecan yaratması oldukça normal bir durum gibi gözüküyordu. Bu yapımın biraz da sürpriz olan kısmı ise, Blade Runner 2049’un Box Office sonuçlarına rağmen hayata geçiriliyor olmasıydı, yaklaşık 180 milyon dolarlık bütçeye karşılık 260 milyon dolarlık gişe yapması ve uzun bir süre gişe hezimeti olarak yorumlanmasından sonra, yönetmenin “sinema tarihinin en pahalı art house filmini çektik” gibi samimi bir itirafta bulunmasına da neden olmuştu. Aynı zamanda yönetmenin bir daha yüksek bütçeli bir filme pek cesaret edemeyeceği üzerine de açıklamaları varken, filmin aldığı beş prestijli ödül, Blade Runner atmosferine ve Philip K. Dick’in eserine (Do Androids Dream of Electric Sheep?) bütünüyle sadık kalmasıyla, neredeyse hiçbir izleyiciyi ve eleştirmeni hayal kırıklığına uğratmamış, aksine yeni bir kuşakla bu yapım arasında sıkı bir bağ kurarak, birçok seyircinin de güvenini kazanmayı başarabilmişti, bu başarılar ve kendi filmografisinin yarattığı güven ortamı sayesinde, Box Office tartışmaları zaman içinde arka planda kaldı ve çocukluk yıllarında kendisinin de en çok etkilendiği kitap olarak bahsettiği Dune projesi, bu sefer daha yüksek bir bütçe ile güzel bir haber olarak duyuruldu.

Dune çekimleri devam ederken ve pandemi sürecinde diğer yapımlar gibi filmin gişe tarihinde değişiklik olasılığı varken, Frank Herbert’in kült eserini merak edip araştıran kişilerin karşısına sıklıkla çıkan yapımlar, Alejandro Jodorowsky’nin yarım kalmış projesi üzerine olan Jodorowsky’s Dune belgeseli ve David Lynch’in yönetmenliğini yaptığı 1984 yapımı Dune filmi olmuştur muhtemelen. Yalnızca iki farklı belgesel yönetmenliği yapmış olan ve başka film deneyimi olmayan yapımcı Frank Pavich’in bu belgeselinin, hem yarım kalmış dev bir prodüksiyon üzerine olması, hem de sinema sektörünün dönemsel geçişlerini anlatması açısından, üzerinde durulması gereken bir yapım olduğu anlaşılıyor. 

Moebius Storyboard
Moebius’un Dune için hazırladığı storyboardlar gerçekleşmeyen filmin yaratıcılığını bize yeniden anımsatıyor.

Belgesel, yayınlandığı 2013 senesinden sonra, Villeneuve’un gelecek olan filmi sayesinde muhtemelen belli bir seyirci kitlesiyle yeniden sıklıkla buluşmaya başlamıştır. Sinema ile, Jodorowsky’nin deyimiyle daha ruhani bir bağ kurma ve yönetmenin yaratmaya çalıştığı dünyayı anlama bağlamında, akıcı bir anlatım ile seyirciye keyifli bir deneyim de yaşatan bir yapım olduğu, belgeseldeki röportajın başlarından itibaren anlaşılıyor. Jodorowsky’nin o dönemde prodüksiyon hazırlıkları için harcadığı efor ve tutkulu çalışmalarıyla ilgili aktardığı tüm bilgiler, kendisinin sektörel olarak devrimsel dönüşümlerde ve katkılarda bulunduğunu da ortaya koyuyor. 1970’lerin sinema sektöründe henüz keşfedilmemiş, ya da sektöre davet edilmeye cesaret edilememiş birçok kişi ve grubu, yönetmen yorucu bir seyahat ritmiyle de yakınlaştırmayı başarabilmişti. 

Ekibindeki ilk iki kişiden biri, Dune atmosferinin kostüm tasarımı ve storyboard çizimlerini yapacak olan, Fransız çizgi roman sanatçısı Moebius ismiyle tanınan Jean Giraud oluyor, film müzikleri için Pink Floyd ile bir buluşma gerçekleştiriliyor ve kısa süre içinde grupla anlaşma sağlanıyor, ayrıca Fransız progressive-rock grubu Magma da, kullandıkları synthesizer tonlarıyla Dune atmosferine uygun tarzıyla film müziklerini yapacak olan diğer grup olarak projeye dahil oluyor, gemi tasarımları için dönemin en yetenekli çizerlerinden Chris Foss ve oyuncu kadrosu için de, ortak noktaları sürrealizm olan Salvador Dali ile astronomik bir rakam üzerinden anlaşmayı başarıyor Jodorowsky. Bu kişiler dışında, oluşturduğu takıma dahil olan en önemli isimlerden biri ise, sürrealist ve gotik çalışmalar yapan H.R Giger, bu dönemden sonra Alien gibi karakter tasarımlarıyla akademi ödülü olan bir sanatçı olarak da, dünya çapında tanınan bir isim oluyor. Tüm bu ekibin oluşturulma süreci ardından, sahnelerin storyboard baskıları yapımcılarla paylaşılırken, yapılan görüşmeler sırasında, son aşamada bütçe problemleri yüzünden  iptal olan projenin bıraktığı büyük miras, benzer türde film yapan tüm yönetmen ve yapımcıların, Jodorowsky’nin yarattığı bu zeminden beslendiklerini birçok örnekle ortaya koyuyor. 

Şimdi benzer bir tutkuyla, 35 yıl önce kitapla ilk tanıştığı zaman büyülendiğini açıklayan Denis Villeneuve, Jodorowsky’nin yarım kalan hayalini, titiz bir çalışmayla sonlandırmak üzere görünüyor. Yapım aşamasında, oyunculardan Oscar Isaac’in ilk izlenimlerinden biri de, filmde baskın olan şeyin brutalist bir tasarım ve mimariye sahip olmasıyla ilgiliydi, Chris Foss’un 70’lerde yaptığı tasarımlarıyla çok benzerlik gösteriyor olması ise, kitabın atmosferini kusursuz şekilde aktaracağının bir göstergesi gibi görünüyor.

Bu bir reklam olabilirdi.

Reklam vermek için hemen iletişime geçin.

Bunlar da ilginizi çekebilir.

İzlanda Müziği

İzlanda Müziği

Zaman içinde İzlanda’dan çıkan müziği daha da tanıdıkça ve belli yapımlarda dinleme şansını yakaladıkça, aralarından bazı bestecilerin müziğine kendimizi daha yakın hissedebiliriz.
Gerçeklik Hayli Karmaşıktır

Gerçeklik Hayli Karmaşıktır

Tarihsel anlamda başlangıç olgusu kronolojik anlamda geride bıraktığımız bir olay olmaktan çok, güncel tarihin, şimdinin ve geleceğin içinde yaşamakta olan bir nüve olarak karşımıza çıkıyor.

Pin It on Pinterest