Gerçeklik Hayli Karmaşıktır

Tarihsel anlamda başlangıç olgusu kronolojik anlamda geride bıraktığımız bir olay olmaktan çok, güncel tarihin, şimdinin ve geleceğin içinde yaşamakta olan bir nüve olarak karşımıza çıkıyor.
18 August 2020 | 
Laurence Olivier Hamlet filmdine kafatası ile konuşuyor.

“Gerçeklik hayli karmaşıktır” demişti Borges, “tarih ise yalındır, parçalardan oluşur”. Metin And’ın Başlangıcından 1983’e Türk Tiyatro Tarihi kitabının başlığındaki ilginç asimetri sayesinde “başlangıç” üzerine düşünme fırsatım oldu. Başlangıç kavramı kronolojik anlamda müphemdir; öte yandan “1983” sayısı öyle değil: şaşmaz kesinlikle belirli bir tarihe hatta belki de belirli bir olaya atıfta bulunuyor olabilir. Çok sayıda ilginç anekdotla dolu kitap, başlangıcından 1983’e Türk tiyatro tarihinin, tarihsel bir zorunluluktan çok olumsallık, akli bir nedensellik değil de tepeden tırnağa beşerî bir keyfiyetin kontrolünde ilerlediği hissini yaratıyor.

Başlangıç kavramına odaklanmadan evvel bu olumsallığı gözler önüne seren birkaç anekdot aktarmak istiyorum: Yavuz Sultan Selim 1517’ de Mısır’ı fethedip Memlük Sultanı II. Tumanbay’ı 15 Nisan 1517’de astırmıştı. Cize’de Nil üzerinde Roda Adası’ndaki sarayda bir gölge oyuncusu, aldığı ilhamla Tumanbay’ın asılışını ve idam sırasında iplerin iki kez kopuşunu sahneledi – iplerin iki defa kopmuş olması oyunun esprili olduğunu kanıtlar nitelikte. Sultan Selim, oyunu o kadar beğenir ki gölge oyuncusuna 80 altın ve bir kaftan hediye etmekle kalmaz oğlu Şehzade Süleyman’ın da izlemesi için gölge oyuncusunu İstanbul’a davet eder. Hacivat Karagöz oyunlarının varlık zemini bu olaylar neticesinde ortaya çıkmıştır.

Öte yandan başlangıçlarda olduğu gibi tarihsel kesintiler ve yeniden başlangıçlarda da tarihsel bir zaruretin izine rastlamak kolay değil: 1904’te, oğlunun tiyatro ile uğraşmasını istemeyen İstanbul Belediye Başkanı Rıdvan Paşa ailevi meseleyi evde çözemeyince çareyi İstanbul’da Türkçe tiyatro oynanmasını yasaklamakta bulmuştu. Bu dönemde, “topluluklar çaresizlik içinde İstanbul dışına dağıldı” (And 91). Türk Tiyatro tarihindeki bu garabet Rıdvan Paşa bir suikasta uğrayarak sekiz isabetli kurşun ile öldürülene kadar sürmüştür. Faili malum cinayetin azmettiricisi olarak İstanbul’da yaşayan Bedirhani ailesine mensup 160 kişi – Kürt aşiretidir Bedirhaniler – ve aile ile ilişkili üç bin kişi İstanbul’dan sürülmüştür. Bursa Valisi Reşit Paşa’nın İstanbul’a atanması ile Türk Tiyatro tarihi rahat bir nefes almış ve tiyatro toplulukları İstanbul’a dönebilmiştir.

Türk Tiyatro tarihinin gelişimindeki keyfiyeti gözler önüne seren son anekdot 1970 yılından: ‘‘MNP’nin Çanakkale’de düzenlediği toplantıda bir konuşma yapan Genel Başkan Necmettin Erbakan, iktidara geldikleri zaman önce sinema, tiyatro, bale okulları ve eğlence yerlerini kapatacaklarını söylemiş, daha sonra futbol maçlarını kaldıracaklarını bildirmiştir” (And 160).  Bu vaatlerin demokratik seçimlerde Türk halkında uyandırdığı heyecanı müspet anlamda ölçümlemek mümkün olmadı zira Milli Nizam Partisi Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla 1971’de kapatılmış ve bu minvalde Türk tiyatro tarihinin önü bir kez daha açılmıştı – belki de Türk halkının arzu etmediği halde.

Metin And’ın Tiyatro tarihi üzerine kaleme aldığı eserden edindiğimiz öncelikli izlenim Tanzimat’tan 1983’e değin batı tesirindeki Türk tiyatrosunun problematik karakteri. Çeşitli vesilelerle And, batı tesirinde gelişen çağdaş tiyatro anlayışımızdaki aksaklıkları ortaya koyuyor. Zannederim temeldeki sıkıntı Tanzimat’ tan beri öncelikli olarak “tiyatronun benimsenmesinin bir uygarlık adımı olduğu” yönündeki ortak kanı ekseninde “belli bir uygarlık düzeyine erişmek” gerekliliği ve bunun için gerekli adımların bir türlü layığıyla atılamamış olmasının yarattığı panik duygusu olduğu söylenebilir. Bu kavrayış gerçekte Türk kültüründe sağlam temelleri olan bir sanat pratiği ile halkın arasına daima bir set çekmiş gibi görünüyor. Böyle bir panik durumunu And’dan alıntılıyorum:

“Muhsin Ertuğrul bir düzineyi aşkın Hamlet oynatmış ve oynamıştır, ama hiçbirinde Hamlet’i Hamlet yapacak olan, Shakespeare’e saygısı olan bir çevirinin gerekliliğini düşünmemiştir. Bu oyunların iyi oynanmış, yorumlanmış olduğunu kabul etmiş olsak bile, Türk seyircisi hiçbir zaman Shakespeare dehâsının soluğunu duyamadı, bütün bu gösterimler onlar için seyredilmesi doğru ve zorunlu olan bir laf kalabalığından ileriye gitmedi.” (And 167)

O gün ki Türk seyircisi açısından Shakespeare’in alımlanma karakterini “doğru ve zorunlu bir laf kalabalığı” söyleyişi açıkça ortaya koyuyor gibi görünüyor. Oyun Atölyesi’nin 2018’de sahnelemekte olduğu Kral Lear gösterimlerinin tüm biletlerinin çoktan tükenmiş olduğu gerçeği güncel seyircinin bu “uygarlık adımını” çoktan atmış olduğu yönünde bir karşı görüş bildirecek olsa da, seyircinin hala “doğru ve zorunlu bir laf kalabalığı”na tahammül etme erdemini göstermekte olduğu da iddia edilemez mi?

Tüm bu anekdotlar kısa denemenin mütevazi argümanı açısından şunu görünür kılmak istiyor: tarihsel süreçlerde birbirini izleyen olayların bir zorunluluk iddiası ile ortaya konulabilecek olması gerçekte de olayların zorunlulukla vuku buldukları anlamına gelmez. Türk tiyatro tarihinin Tanzimat’ tan günümüze kadar ki gelişiminde karşımıza çıkan keyfiyet bu tespitin açık bir kanıtı niteliğindedir. Öte yandan “başlangıç” kavramı açısından durumun daha farklı olduğunu iddia edeceğim. Her ne kadar batı tesirinde kendisini bir yabancılaşma ve bir nevi “sahtelik” duygusu içinde bulmuş olsa da başlangıcı itibari ile Türk tiyatro geleneği gerçekte kökenleri arkeik kültürel olgulara ve hatta psikanalitik anlamda arketiplere kadar izi sürülebilecek köylü tiyatrosu ve halk tiyatrosuna dayanır. Bugün bile Türkiye’nin doğusundaki kimi köylerde çeşitli temalardaki oyunlarla karşılaşılabilir. Bu oyunların ortak özelliği önceden belirlenmiş dramatik mekanikler ekseninde geliştirilen doğaçlamalardan oluşmalarıdır. Bazen de bu tarz teatral oyunlara tüm halkın katılımı beklenirdi. Sözgelişi Eski Türk ruznamelerinde 25 Aralık ve 6 Ocak tarihleri arasında kötücül bir ruhun evleri gezdiği ve bereketi yok ettiği bilgisine rastlanıyor, halk bunu engellemek için zincirlerle gürültü yapıyor. Noel kutlamalarının günümüzde kilise tarafından sterilize edilmiş haliyle pagan hakikati anlamak güç olsa da, süslenen ağaçların olmazsa olmazı çanlar, güvenli noel ruhundan çok evlere musallat olan kötü ruhu evden uzak tutmak gibi tekinsiz imalar taşıyor. Gürültüyü yapan her köylü oyunun bir oyuncusuna dönüşüyor. Buna benzer kökene ilişkin ilginç örneklerin sayısını arttırmak, ve başlangıç diye andığımız tarihsel olguların günümüzde dahi bir yerlerde yaşamakta olduğunu teşhis etmek güç değil. Bu şekilde yaklaştığımızda tarihsel anlamda başlangıç olgusu kronolojik anlamda geride bıraktığımız bir olay olmaktan çok, güncel tarihin, şimdinin ve geleceğin içinde yaşamakta olan bir nüve olarak karşımıza çıkıyor. 

KAYNAKÇA

And, Metin. Başlangıcından 1983’e Türk Tiyatro Tarihi. İletişim Yayınları, 1992 -1994.

Borges, Jorge Luis. Öteki Soruşturmalar. İletişim Yayınları, 2012.

Bu bir reklam olabilirdi.

Reklam vermek için hemen iletişime geçin.

Bunlar da ilginizi çekebilir.

İzlanda Müziği

İzlanda Müziği

Zaman içinde İzlanda’dan çıkan müziği daha da tanıdıkça ve belli yapımlarda dinleme şansını yakaladıkça, aralarından bazı bestecilerin müziğine kendimizi daha yakın hissedebiliriz.
Gerçeklik Hayli Karmaşıktır

Gerçeklik Hayli Karmaşıktır

Tarihsel anlamda başlangıç olgusu kronolojik anlamda geride bıraktığımız bir olay olmaktan çok, güncel tarihin, şimdinin ve geleceğin içinde yaşamakta olan bir nüve olarak karşımıza çıkıyor.

Pin It on Pinterest