Seyahat Etmek Üzerine

Seyahat etmek fıtratımda yok.
22 August 2020 | 
Kayıp Bagaj

Ben hasta bir adamım. Basurum var. Dişlerim Venedik tarzında, kanallarla birbirine bağlanıyorlar. Eklemeliyim, her bir diş sorunum literatüre geçecek kadar şiddetli.  Ağzımın içi adeta bir heterotopya sevgili okuyucu. Başımın da çoğu zaman ağrıdığını söyleyeyim. Bir de midemde ufak bir yara var sanırım.  Domates yediğimde misal midem ağrıyabiliyor. Ayrıca, seyahat etmeyi de sevmiyorum.

Seyahat etmek fıtratımda yok. Seyahat etmeyi doğasına yedirmiş diğer tüm canlılar bu tip bir eylem için bizim kadar uğraşmıyorlar esasen. Bazı canlıların kanatları var misal, uçuyorlar. Bazıları çok hızlı koşabiliyor. Bazılarının ise göç yolları var. İnsanlar gibi sırf seyahat etmek için duble yol, demir döküm raylar, bilmem kaç katlı havaalanları, limanlar inşa etmiyorlar. Hiçbir canlı türü önceden seyahatini de planlamıyor olsa gerek, seyahat etmesi gerektiği zaman basitçe ediyor. Biz ise aylar öncesinden planlar yapıyoruz. İnsanlar dışında bavul hazırlayan hiçbir canlı da yok. Bu arada bavullarda sihirli bir yan yok mu sevgili okuyucu? İçine koyduğunuz her bir parça aynıyken nasıl yanınızda getirdiğiniz bavul, her seferinde götürdüğünüzden daha ağır olmayı başarabiliyor?

Neyse, benden bahsedecek ve olaya bir vaka şeklinde yaklaşacak olursak, seyahat etme hususunda obsesif kompulsif bir durum çıkıyor karşımıza. Oturacağım koltuğun daha uzun bir diz mesafesi olması için şeytan ile dans edecek kadar arsızlaşıyorum. Bir parça daha ucuz olsun diye Seul, oradan ise New York aktarmalı 68 saat süren bir Avusturalya bileti bakmışlığım dahi var örneğin. Diyelim bu 68 saatlik yolculuğu göze aldım, tüm yolcuların hayatlarını riske atmak pahasına sırf dizim değmesin diye hayatta yapamayacağım bir taahhüt altına da girdim ve tamam acil çıkış kapılarını açarım dedim. Tüm bunları eksiksiz yaptığımı farz etsek dahi her an şımarık bir veledin koltuğuma ekseriyetle çarpmasına, bir bebeğin mesnetsiz ağlamalarına veya midesi bozuk birisinin kekremsi kokusuna maruz kalabilirim türünden, daha kılcal korkulara gark oluyorum bu sefer de.

Seyahat fobimin daha lokaline ise ben kısaca toplu ulaşım diyorum. Toplu ulaşım sanırım bir insanın en savunmasız olduğu an sevgili okuyucu. Toplu ulaşımda sınıf bilincinin olmadığına inanıyorum, sanki inşa ettiğim tüm o korunaklı ve steril ayrıcalıklarımı teker teker yıkıyor, beni alıyor ve diğer herkes gibi yapıyor.  

Diğer yandan insanların; “Şehir içinde hep beraber yolculuk etsek ne kadar da hoş olmaz mı?” sorusuna verdikleri en figüratif cevabın, yani Dünya tarihinin ilk metrosu olan Londra Metrosu’nun kurulmasının ne hikmetse yeni kölelik olarak adlandırdığım dönemin ilk adımları olan sanayi devriminin tam da başladığı zamana denk gelmesi rastlantı mıdır sevgili okuyucu? Septik yanınıza seslenip içinize ufak da olsa bir acaba tohumu ekebildiysem ne mutlu. Avrupa’nın yozlaşmasını bir kenara bırakırsak ve kendimize bakacak olursak; toplu ulaşımın tarihimize de ne denli bela olduğunu anlayabiliriz sanırım. Tahmin edilebileceği üzere, Londra Metrosu’nun açılması Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş dönemine ve bu vakitler de İngiliz Hayranlığı ile bilinen Damat Ferit’ in tam 1 yıl 15 gün süren görkemli sadrazamlık macerasına denk geliyor ki bu da Osmanlı İmparatorluğu’nun saray mutfağına ilk defa domatesin girmesi sebebi ile parçalandığına ilişkin çoğunluk görüşüne oldukça kuvvetli bir muhalefet şerhi düşüyor.

Seyahat ederken mutsuz olduğumuzun farkında değiliz ne yazık ki. Kendimizi hiç bulaşmamamız gereken bir mesaiye vakfetmişiz. Gelin bir değişiklik yapalım ve iyice yerleşik olalım. Nasıl hiç seyahat etmeyiz ve seyahat etmeden de mutlu olmaz mıyız sorularının cevaplarına yönelelim. Bu şekilde daha mesut ve bahtiyar olacağız, eminim.

Bu bir reklam olabilirdi.

Reklam vermek için hemen iletişime geçin.

Bunlar da ilginizi çekebilir.

İzlanda Müziği

İzlanda Müziği

Zaman içinde İzlanda’dan çıkan müziği daha da tanıdıkça ve belli yapımlarda dinleme şansını yakaladıkça, aralarından bazı bestecilerin müziğine kendimizi daha yakın hissedebiliriz.
Gerçeklik Hayli Karmaşıktır

Gerçeklik Hayli Karmaşıktır

Tarihsel anlamda başlangıç olgusu kronolojik anlamda geride bıraktığımız bir olay olmaktan çok, güncel tarihin, şimdinin ve geleceğin içinde yaşamakta olan bir nüve olarak karşımıza çıkıyor.

Pin It on Pinterest