Moda Üzerine İnceleme

Netice olarak belki de sorun modanın belli bir yaşam tarzını yansıtması ve yansıtılanın da bana pek uymamasıdır.
22 August 2020 | 
Düello İllüstrasyonu

“Azizin çöle sığınması gibi güzellik budalası da fildişi kulesine çekilir. Birisine Tanrı, diğerine şekil huzur verir.”

– Irwin Edman, Sanat ve İnsan

Şimdi pek umurumda olmasa da çocukluk, ergenlik ve gençlik dönemlerimde moda denen toplumsal olguyla epey bir sorunlar yaşamıştım. İşte giyim kuşamdır, saç şeklidir vs. Zira yazının geri kalanında da moda terimini her türlü şekil şemal ve marj sevdasını içerecek bir anlam genişliğinde kullanacağım. Yani güzel giyinmek, görünmek denen şeyin sırrına bir türlü vakıf olamaz ve vakıf olanların da bundan nasıl bir amaç güttüklerini, kısacası dertlerinin ne olduğunu pek de anlayamazdım. Hala da anlayamıyorum ya neyse… Kısacası kendini kendine ya da başka birine beğendirmek için bu kadar uğraşmanın manası neydi ki? Elbette insan dediğin estetik de bir hayvan. Amenna. Elbette görünüşünün göze hoş gelmesi için bazı şeyler yapar, kimi önlemler alır. Elbette insan evladı kendine yakıştığını düşündüğü saç modelini ya da giyim tarzını da oluşturacaktır. Fakat bunun belli sınırlar içerisinde olması ve hayatın bütününü kapsamaması gerekir diye düşünüyorum. Yani işte sadece bir iki dakikanızı alabilecek bir iş için saatlerce uğraşıp hayattan vakit çalmanın ne manası vardır ki! Benim takıldığım kısım işte bu işin abartılması kısmı galiba. Belki de şıklık, rüküşlük mevzusuna takılmış ruhların, başka ruhları ezen bunaltıcılığı. Bir konu bu kadar mı sıkıcı olur be kardeşim! Zaten en temelinde ve de derininde, ruhun kendinden bezmesi demek olan insani varoluşumuzu daha da çekilmez kılmak için estetiğin bir dalı olarak modayı kullanmanın ne lüzumu var ki? Ayriyeten bir de insanları bunun için övüp yerme mevzusu var. Akıllara zarar. Bir insandan övgüyle bahsetmek için dikkat edilmesi gereken onun güzel huy, salih amel (güzel, hayırlı iş ve davranış) ve insana yakışan bir ahlak sahibi olmasıdır benim bildiğim. Sonra bir insan nasıl olur da bilmem ne üstüne bilmem ne renk tişört giymeyi ya da bilmem ne desenli entarinin altına yine ismini bilmediğim bir pabuç giyebilmeyi başardığı ya da saçını sağa değil de sola taramayı becerebildiği için özgün olarak nitelendirilebilir, değer görür. Bir insan evladının başına ne düşmüş olabilir de şöyle bir sonuca varabilir; “Gördün mü yahu! Herkes saçını sağa tararken adam sola taramış. Adam aşmış azizim aşmış!” Belki de arıza bendedir ve sırf modadan beklediğimin başkaları tarafından da beklenmiyor oluşunadır çemkirmem. Zira ben hep ne bileyim işte, İngiliz centilmen ekolüne özenmişimdir esasında. İşte sürekli yelekli takım elbiseler, fraklar filan giymek isterdim hattı zatında. Ayriyeten birilerini tokatlamak ve düelloya davet etmek icap eder diye yanımdan ayırmadığım deri eldivenlerim de olurdu. Ki bu eldivenleri de Blackberry’li Robin’in, kraliçenin onuruna tertip ettiği bir av partisinde katlettiğim bir hayvanın derisinden, o dönemin meşhur Fransız terzilerine diktirmiş olurdum ve Londra sosyetesi bu ince zevk karşısında hayretle çalkalanırdı. Bu şıklığımı bir de gergedan boynuzundan, olmadı mandanın kaval kemiğinden ya da bilmem ne hayvanının iskeletinin, sırf bir işe yaramıyor diye değerli olduğu iddia edilen bir parçasından yapılan pipom ya da sigara ağızlığımla tamamlardım. Hatta müsaadeniz olursa fantezinin bu kısmında, şeri içmek ve İngiliz devlet adamlarına “Evladım, bak şurayı hala işgal etmediniz. Yakışıyor mu size. Roma tarihinden hiç mi ders çıkarmıyorsunuz!” türünden derin analizlerimi paylaşmak için mensup olduğum aristokrat lokalinde, sesini yükseltmek densizliğini gösteren bir yeniyetmeyi, “Büyüğünüz olarak sizi terbiyeye davet etmek zorundayım.” diyerek eldivenlerimle tokatlamak ve düelloya davet etmek de isterdim. Genç kardeşimiz diyelim ki düelloyu kabul etmiş ve “Beni öldürme şerefini şahsıma bahşetmeniz için teklifinizi kabul ediyorum. Bu gece sizin için uygun mudur?” desin ve kan beynime tekrardan sıçrasın; çünkü o akşam operada Avrupa’nın en meşhur tenorunun temsili olduğunu bildiği halde beni düelloya davet etme cüretini gösteren bu genci, bir de bu terbiyesizliğinden ötürü eldiven marifetiyle tekrar tokatlayayım. Neyse mevzuyu çok da dağıtmayalım. Netice olarak belki de sorun modanın belli bir yaşam tarzını yansıtması ve yansıtılanın da bana pek uymamasıdır. Ya da çaba harcamayı gerektiren her işe mesafeli durmamdan ötürü olsa gerek, epey bir çaba gerektiren moda filan işlerine de ısınamadım işte. Efendim şimdi birileri çıkıp da “ Sen ki manifaturacılık yapmış, eteklik kumaş satmış adamsın. Bu tecrübelerin modaya olan hislerini hiç mi etkilemedi?” diye sorabilir. Valla etkilemedi. Yani zaten o işten edindiğim tek tecrübe de moda değil, dünyanın yaşayan ve ölü tüm dillerinde “Para yok abi; haftaya gel.” demeyi öğrenmekten ileri gitmemişti. Neyse böyle bir şeyler işte… Eşeklik etme yeni yıl. O evi yıkacaksın.

Bu bir reklam olabilirdi.

Reklam vermek için hemen iletişime geçin.

Bunlar da ilginizi çekebilir.

İzlanda Müziği

İzlanda Müziği

Zaman içinde İzlanda’dan çıkan müziği daha da tanıdıkça ve belli yapımlarda dinleme şansını yakaladıkça, aralarından bazı bestecilerin müziğine kendimizi daha yakın hissedebiliriz.
Gerçeklik Hayli Karmaşıktır

Gerçeklik Hayli Karmaşıktır

Tarihsel anlamda başlangıç olgusu kronolojik anlamda geride bıraktığımız bir olay olmaktan çok, güncel tarihin, şimdinin ve geleceğin içinde yaşamakta olan bir nüve olarak karşımıza çıkıyor.

Pin It on Pinterest