Bıyık Meselesi

Çocukken bıyık bırakmayı hep bir zaman meselesi olarak düşünürdüm.
22 August 2020 | 
Bıyıksız İbo

Bir erkeğin en küçük yapı taşı bıyıktır.

Çocukken bıyık bırakmayı hep bir zaman meselesi olarak düşünürdüm. Bir şeye sahip olmak olgusunu tercihi bir iradeden öte en temel anlamda bir yetememe durumu olarak algıladığım o yıllarda, bıyık sahibi olmak benim nazarı itibarımda en az doğum ve ölüm kadar insan yaşamının nihayetinde kaçınılmaz olarak tecrübe edeceği bir evreden ibaretti.

Doğumumu takip eden ilk yıllarda, çekirdek ailemizin en büyük erkek ferdi olan babamın da etkisiyle tanıştığım ve önceleri erkek bedenini tamamlayan ve şık bir aksesuar olmaktan öte bir anlam taşıyabileceğine ihtimal vermediğim bıyık, ilerleyen zamanlarda, ama yine de Selami Şahin ve Rıza Silahlıpoda’yı tanımamdan yıllar önce, çocuk zihnimin gerçekliği içerisine yerleşen amca, dayı, enişte, dede ve Birsen yengem gibi akrabaların vasıtasıyla varoluşsal bir zorunluluk, bir çeşit kendini ifade etme biçimine dönüşmüştü benim için.

“Bıyığın bireylerin politizasyonu sürecinde oynadığı belirlenimci rol” veya “Geç seksenler türk sinemasında toplumsal gerçekçi üslup ve bıyıklı erkek oyuncu fenomeni” gibi konular üzerine düşünmeme imkân sağlayacak kelime dağarcığına henüz sahip olmamakla birlikte, otorite, düzen ve bıyık arasında, çok da dillendirilmeyen ancak birbirini önceleyen yakın bir dirsek teması olduğuna ilişkin düşüncelerimin, entelektüel anlamda hayatımın mavi dönemi olarak adlandırdığım bu evresinde olgunlaşmaya başladığını düşünüyorum.

Hayatımın o dönemlerinde sıklıkla uğradığım ve bir anlamda müdavimi olduğum Mehmet Akif Ersoy İlkokulu’nda, oniki renkli Monami ile çizgisiz 40 sayfa A4 üzerine yeni-izlenimci üsluba uygun olarak resmettiğim, annemin sonraları vergi iadesi beyannameleri ile bir takım işe yaramaz ancak “ya bir gün lazım olursa” saikıyla elde bulundurulmasında fayda gördüğü ödenmiş fatura makbuzlarını saklamakta kullanacağı resim çantamın içerisinde bulduğum, adeta sonsuz bir durağanlık içerisine hapsedilmiş, an ve hareketten yoksun çeşitli çalışmalarımda yer alan ve erkek egemen düzen içerisindeki çocuk ile onun sarı saçlı annesinin, ufukta görünen dağın arkasından yükselmekte – ya da batmakta-  olan güneş ve su birikintisi görünümlü dere eşliğinde mutlu mesut el ele gülümseyebilmelerini sağlamak adına tekmili hazır olda bekleyen, evin bacasının hemen yanında beliren kahve telvesi biçimli bekçi ile çocuğun yanı başına iliştirilmiş büyüklüğü perspektifini aşan lacivert babanın her ikisinin de ağız dolusu bıyıklı çizilmiş olmaları, bıyık ve otorite arasında kurduğum aksiyom niteliğindeki bu ilişkinin güzel sanatlardaki tezahüründen gayrı bir şey değildir.

Seksenlerin sonunda ailecek çıktığımız bir yaz tatilinde babamın bıyığını kesmesi ile başlayan, sırasıyla Bülent Ersoy’un sahneye çıkma yasağının kaldırılması ve Berlin duvarının yıkılması ile devam eden olaylar zinciri sonucunda ortaya çıkan otorite boşluğu, yıllar boyu adeta ilmek ilmek dokuduğum, bir anlamda modern dünyanın mekanik determinizmine bel bağlayarak inşa ettiğim tüm paradigmanın bir anda yerle bir olmasına sebebiyet vermişti.

Bıyığın yıkılışı (bazı kaynaklarda “yolunuş” olarak geçer) sonrası ortaya çıkan yeni dünya düzeninde artık kuralsızlık bir kuraldı ve bu düzen içerisinde bir nosyon olarak bıyık ve onun temsil ettiği modern ideoloji, tüm düzenleyici ve kural koyucu işlevini gün be gün yitirmekteydi. Her şeyin bir tercih meselesi olarak kabul edildiği ve tercihlerin de her saniye yerini bir diğerine bıraktığı bu “akışkanlık” içerisinde insanlık olarak bir ideali kavramlaştırmaktan git gide uzaklaşmaktaydık.

Bıyıksızlaşma adeta bir salgın hastalık misali başta politik arenaya (Fikri Sağlar hariç) ve oradan tüm topluma nüfuz etmiş, bu dönüşüm Kafka’nın böcekli romanında da çok yerinde tespit ettiği üzere, Türk insanını iki binli yılların başına kadar sürecek olan derin bir kimlik bunalımı ile karşı karşıya bırakmıştı.

Teknolojik ilerlemeye bağlı olarak artan ve tüm düşünce sistematiğimize nüfuz eden hız, E=mc2 gereği enerjinin sabit olduğu noktada kütlede hatırı sayılır bir zayiata neden olmaktadır.

Sonuç olarak, önceleri kavramlaştırılabilir ve bir zaman meselesinden ibaret olan tüm idealler bu kütlesel anoreksiya durumundan nasibini almış ve geriye şu anda okuduğunuz bu zamansız bıyık meselinden başka bir şey bırakmamıştır.

Bu bir reklam olabilirdi.

Reklam vermek için hemen iletişime geçin.

Bunlar da ilginizi çekebilir.

İzlanda Müziği

İzlanda Müziği

Zaman içinde İzlanda’dan çıkan müziği daha da tanıdıkça ve belli yapımlarda dinleme şansını yakaladıkça, aralarından bazı bestecilerin müziğine kendimizi daha yakın hissedebiliriz.
Gerçeklik Hayli Karmaşıktır

Gerçeklik Hayli Karmaşıktır

Tarihsel anlamda başlangıç olgusu kronolojik anlamda geride bıraktığımız bir olay olmaktan çok, güncel tarihin, şimdinin ve geleceğin içinde yaşamakta olan bir nüve olarak karşımıza çıkıyor.

Pin It on Pinterest