Ana Sayfa » Denemeler » Bilinmemesi Gerekenler Üzerine Deneme

Bilinmemesi Gerekenler Üzerine Deneme

Kimsenin bilmediği bir şey biliyorsan bundan çıkartılabilecek iki sonuç vardır.
22 August 2020 | 
Sohbet muhabbet

“Çok önceleri hikmet yalnız edebe sevgi idi. Sonraları meydana felsefi hayaller çıkınca hikmetin bu anlama olan sıkı bağlılığı üzerinde değişmeler oldu”

– Ahmet Rıfat, Tasvir-i Ahlak

Son zamanlarda gittikçe artan bir biçim ve sıklıkta, insanların neden bilmek zorunda olduğumu bir türlü anlayamadığım konulardan bahsetmeleri neticesinde “Eeee!? Yani!? Diyelim ki öyle de, öyle olsa ne olur olmasa bana ne!?” demek ihtiyacını hissediyorum. İşte adamın biri yanınıza gelir, bilmem hangi Osmanlı sarayında geçen, bilmem ne dizisinden şikayet etmeye başlar. Usül erkan bilen her insan gibi sizde, sanat eserine dair güzeldi çirkindi, karakterler gerçekçiydi, kurgu nitelikli ve amaca uygun kotarılmıştı gibisinden bir değerlendirme bekliyorsunuz karşınızdakinden ama öyle olmuyor. Başlıyor anlatmaya. Bilmem ne paşası mı nazırı mı ne haltsa artık öyle bir şey anlatıyorlarmış dizide. Elinde fincan tutuyormuş da paşam ve fincanın etrafı yeşilmiş. Halbuki bu ne densizliktir, bu ne milli değerlerden bihaberliktir, örf ve ananelerden ipi koparmışlıktır, bu ne hicap perdesi yırtıklıktır, bu ne ben yaptım olduculuktur, bu ne tahrifattırmış. Zira, o dönem Osmanlı sarayında fağfurun (Çin işi porselen) kenar süsünün sarı olduğu tarihi bir vakıaymış ve herkes bunu bilirmiş. Bu ne cehaletmiş? Öncelikle ben böyle bir şeyi ilk defa duyuyor yani bilmiyorum ve diziyi yapanda bilmiyor olduğuna göre, buradan demek ki herkes bunu- hayatımıza yeni ve zengin anlamlar katacağı iddia edilen bu malumatı- bilmiyormuş sonucunu çıkartmak icap etmez mi? Neyse, bu türden mantıksal çıkarım hatalarına artık şerbetli olduğumuzdan pek takılmayalım şimdilik.

Sanırsam da bahsettiği malumatı da bir kendisi biliyor ve sadece kendisinin biliyor olması gerçeğinden hareketle de aktardığı bilginin pek bir değerli olduğuna inanıyor. Burada şöyle bir çıkarım var galiba. Zira işte bir kendisi biliyor ve başkası bilmiyor. O halde kendisinin biliyor ve başkasının bilmiyor oluşu, aktarılan bilgiyi değerli kılıyor çünkü bir bilgiyi değerli kılan ölçütün, neyin bilindiğinin değil de onun kendisi tarafından biliniyor olması olduğuna inanıyor. Böyle vakalarda değerli olduğu düşünülen şey anlatılan değil bizzat anlatanın anlattığını sırf kendisinin anlatıyor olmasından ötürü değerli bulması galiba. Kısacası adam kendini pek bir beğeniyor. Pek bir kendinden başka her şeyi dışarı da bırakacak kadar kendisiyle dolu. Hadi adamın narsistliğinden bize ne diyelim ve böyle demeye de dünden razıyım fakat böyle adamlar kendileriyle fazlasıyla dolup taştıklarından, genellikle içlerinden taşırdıklarını sizin üzerinize sıçratmak suretiyle asabınızı kirletiveriyorlar işte.

Mevzuya geri dönecek olursak. Şimdi kardeşim diyelim ki öyle de bundan bana ne. Ya da fincanın etrafı yeşil olsa ne olur sarı olsa ne olur. Hatta fincan ismiyle tanıdığımız ve isimlendirdiğimiz nesne öbeğinin bırakalım şeklinden şemalinden, varlığından bile haberdar olmamanın ne sakıncası olabilir ki? Bir insan bunu niye bilir? Bir de bunu bilmeyenlere neden kızar? Bence tam tersi, bunu bilmeyen biri en azından hayata dair gerçekçi bir değer skalası oluşturabildiğinden, bilinmeye değer ve değer olmayan ayrımını yapabildiğinden ve sağlıklı bir zihnin insan yaşamı için ihtiyaç duyduğu asgari zekayı düşüncesinde hayata geçirebildiğinden ötürü daha bir takdire şayan değil midir? Bu en azından cehaletle itham edilenin, hayatla kâfi denecek miktarda bir mantıksal bağ kurduğu ve belli bir tutarlılık içerisinde yaşadığı anlamına gelmez mi ve böyle birinin bu türden lafları edenlere nazaran arkadaş olarak tercih edilmesi sinir sistemi için daha sıhhatli olmaz mı!?

Son olarak şunu da eklemek isterim. Kimsenin bilmediği bir şey biliyorsan bundan çıkartılabilecek iki sonuç vardır. Ya gerçekten kafan çalışıyordur ya da yapacak işin yoktur. Netice itibariyle şunu da belirtmeden geçmeyeyim, bazen bir şeyin kimse tarafından bilinmiyor oluşu, o şeyin bilinmesi için akıl fikir sahibi insanların hiçbir neden bulamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Misal, diyelim ki adamın biri, sakalında mevcut kıl adedini oturup saymış ve bize kesin bir rakam vermiş olsun. Neticede kimsenin bilmemiş olduğu bir şeyi bilmiş olur. Oysa bizim akıl ve ruh sağlığının nişanesi olarak, bir insan evladının böyle şeyler bilmiyor oluşunu ölçüt olarak kabul ettiğimizi de hatırlatmak isterim.

Bu bir reklam olabilirdi.

Reklam vermek için hemen iletişime geçin.

Bunlar da ilginizi çekebilir.

İzlanda Müziği

İzlanda Müziği

Zaman içinde İzlanda’dan çıkan müziği daha da tanıdıkça ve belli yapımlarda dinleme şansını yakaladıkça, aralarından bazı bestecilerin müziğine kendimizi daha yakın hissedebiliriz.
Gerçeklik Hayli Karmaşıktır

Gerçeklik Hayli Karmaşıktır

Tarihsel anlamda başlangıç olgusu kronolojik anlamda geride bıraktığımız bir olay olmaktan çok, güncel tarihin, şimdinin ve geleceğin içinde yaşamakta olan bir nüve olarak karşımıza çıkıyor.

Pin It on Pinterest